Etiyopya Tehlikeli Mi? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Değerlendirme
İstanbul’da bir sabah işime giderken, sabah trafiğinde bir kadının, gözlerinde yorgunluk ve endişe taşıyan bir şekilde etrafına bakarak yürüdüğünü gördüm. Üzerindeki siyah elbiseye rağmen, sanki dünya ona kararmış gibi geliyordu. O kadının hikayesiyle ilgili tek bildiğim şey, İstanbul’da yaşadığı, çalışma hayatında, toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle başa çıkmaya çalışan bir kadın olduğu. Kendimle empati yaparak, Türkiye’deki toplumsal yapıyı düşündüm. Birçok insan gibi, ben de bazen dışarıdaki şiddet ve adaletsizliklerin ne kadar karmaşık olduğunun farkına varabiliyorum. Sonra, birden Etiyopya aklıma geldi. “Etiyopya tehlikeli mi?” diye düşündüm. Bu soruyu sormak, sadece şiddet ya da savaş ile ilişkili bir durumdan öte, daha derin bir sosyal, kültürel ve toplumsal değerlendirme gerektiriyor.
Etiyopya ve Toplumsal Cinsiyet
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine çokça konuşuyoruz. Bu mesele sadece bir ülkenin ekonomik veya siyasi durumu ile ilgili değil, aynı zamanda bireylerin günlük yaşamlarındaki en temel haklar, fırsatlar ve toplumun onlara bakış açısıyla da ilgili. Etiyopya’ya dönecek olursak, burada da benzer sorunlarla karşılaşıyoruz. Etiyopya’nın toplumsal yapısında kadınlar, genellikle geleneksel rollerle sınırlı kalıyor. Ülkenin büyük kısmında, kadınların eğitim ve iş hayatındaki yerleri sınırlı. Kadınlar, eğitimde ve sağlıkta fırsat eşitsizliği ile karşılaşıyor, aynı zamanda şiddet, taciz ve ev içi baskılara maruz kalıyorlar. Birleşmiş Milletler’in 2018 raporuna göre, Etiyopya, kadınların siyasete ve iş hayatına katılım oranı açısından Afrika’da oldukça düşük seviyelerde yer alıyor.
Bir gün sokakta yürürken, iki kadının ciddi şekilde tartıştığını gördüm. Biri, işyerindeki cinsiyetçi bir yaklaşım nedeniyle içini dökerken, diğeri sadece dinliyor ve çok iyi bildiği gibi susarak olaylara müdahale etmiyordu. Bu sahne, bana sadece İstanbul’daki bir olay gibi hissettirmedi. O kadınların yüzündeki bezginlik, her toplumda, her kültürde farklı biçimlerde görülen toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir göstergesiydi. İşte bu, Etiyopya’daki kadınların yaşadığı sıkıntılarla ne kadar paralellik taşıyor, diye düşündüm. Her ne kadar Etiyopya’da son yıllarda kadın hakları konusunda olumlu adımlar atılsa da, bu toplumun kültürel kodlarında yerleşik olan pek çok engel hâlâ devam ediyor.
Çeşitlilik ve Etnik Gerilimler
Etiyopya, etnik çeşitliliği bakımından oldukça zengin bir ülke. Farklı etnik grupların, tarihsel olarak bir arada yaşaması, bu ülkede zaman zaman gerilimlere neden olabiliyor. Bu çeşitlilik, aynı zamanda ülkenin en büyük güçlerinden biri olabilecekken, zaman zaman çatışmaların kaynağı haline de gelebiliyor. Bir yanda, Etiyopya’daki Oromo halkı, uzun yıllardır etnik ve dilsel haklarını savunuyor, diğer yanda ise Tigray halkı, son yıllarda yaşanan iç savaşın dramını taşıyor. Bir gün, toplu taşımada oturduğum bir yerde, yanımda bir grup genç konuşuyordu. Yine bir etnik mesele üzerine konuşuyorlardı. Her biri kendi etnik kimliğine sahip çıkarken, etnik gruplar arasındaki ayrılıkları sorgulamak ve barışçıl bir çözüm önerisi sunmak yerine, birbirlerine daha da uzaklaşıyorlardı. Düşünmeye başladım; bu, Etiyopya’daki etnik çeşitliliğin sık sık gerilime dönüşmesinin bir yansıması gibiydi.
Etiyopya’da etnik ve dini kimlikler, yalnızca sosyal yaşamı değil, aynı zamanda insanların günlük hayatlarını da doğrudan etkiliyor. Mesela, işyerlerinde, kamusal alanlarda, okullarda ve hatta evlerde, insanların kendi kimliklerine göre nasıl bir yer edinecekleri, bazen haklarının ve fırsatlarının belirleyicisi olabiliyor. Bu durumu İstanbul’a bağlayacak olursam, bir zamanlar mahallemde yaşadığım Suriyeli bir ailenin yaşadığı zorlukları hatırlıyorum. Çoğu kez mahalledeki diğer insanlar, onların geldiği kültürlere dair önyargılarla onları dışlıyordu. Bir anlamda, hem ekonomik hem de toplumsal hayatta farklılıkları kabul etme konusunda zorlanıyorlardı. Etiyopya’daki etnik gerilimlerin de benzer bir durum yaratabileceğini düşündüm.
Adalet ve Sosyal Eşitsizlik
Bir ülkenin adalet sistemi, toplumsal yapısını ne kadar dönüştürebilir? Etiyopya’daki adalet sistemi, sosyal adaletsizlikle mücadelesinde ne kadar güçlü? İşte bu sorular, aklımdan sürekli geçiyor. Bir gün, iş çıkışı bir kafede bir grup insanla sohbet ediyordum. Yine toplumsal eşitsizlik ve sosyal adalet üzerine konuşuyorlardı. Biri, “Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak için sadece yasa çıkarılması yeterli mi? Kadınlar hala başlarını sokacak bir yer bulamıyor, çocuğunu okula gönderemiyor. Adalet sadece hukuki bir mesele değil, sosyal yapıyı değiştirmek de lazım” demişti. O an, Etiyopya’daki sosyal yapıyı düşündüm. Bu ülkenin de, hukukun ve toplumsal yapının, adalet ve eşitlik konularında ne kadar önemli bir rol oynadığını biliyorum. Ancak, Afrika’nın birçok yerinde olduğu gibi, yerel gelenekler, etnik kimlikler ve toplumsal yapılar, bazen adaletin önüne geçiyor. Etiyopya’da, devletin ve sivil toplum kuruluşlarının bu konuda daha etkin çözümler geliştirmesi gerekiyor.
Etiyopya’nın sosyal yapısındaki eşitsizlikler, sadece kadınları değil, aynı zamanda etnik gruplar arasında da ciddi farklar yaratıyor. Eğitimde eşitsizlik, kadınların iş gücüne katılımının kısıtlı olması, gençlerin geleceği hakkında endişe duymalarına yol açıyor. Sokakta, toplu taşımalarda bu tür durumlara şahit olmak, bana şunu hatırlatıyor: “Bir ülkenin sosyal adaletsizliği, orada yaşayan bireylerin yaşamını ne kadar zorlaştırıyorsa, toplumsal cinsiyet eşitsizliği de aynı oranda bir engel oluşturuyor.”
Sonuç: Etiyopya ve Sosyal Adaletin Geleceği
Etiyopya’da toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından önemli zorluklar olduğu kesin. Ancak bu durum, değişim için fırsatlar da sunuyor. Ülkedeki sivil toplum kuruluşları, gençlerin eğitimine ve kadınların güçlendirilmesine yönelik çalışmaları arttırıyor. Hükümetin atacağı adımlar ve uluslararası yardımlar, bu zorlukları aşmanın yollarını açabilir. Ancak her şeyden önce, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve etnik gerilimleri önlemek için geniş çaplı bir sosyal yapının yeniden şekillendirilmesi gerekiyor. Bir gün, Etiyopya’nın çok kültürlü yapısının bir barış ortamına dönüşmesini umarak, bu yazıyı bitiriyorum. Kim bilir, belki de bu süreç, sadece Etiyopya için değil, dünya çapında benzer sorunlarla boğuşan tüm toplumlar için bir örnek olur.